Cumder dergisi 1. sayı — köşe yazısı (s. 91).

Konak Mahallesi ve yamaç manzarası

Konak Mahallesi

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Hol-i Sair olan köyümüzün adı, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte Küçükhol olarak değiştirilmiştir. 27 Mayıs ihtilalinden sonra yabancı olan mahalle ve köy isimleri değiştirilmiş, köyümüz Araköy adını almıştır. 1972 yılında belediye kurulana kadar bu isimle anılmış ve adı Cumapazarı Belediyesi olmuştur. Belediye kurulu meclisi mahalle adlarını belirlerken burada olduğu rivayet edilen konaktan ötürü köyümüz, tek özgün isim olan Konak Mahallesi adını almıştır. Belde olduktan sonra mahalle muhtarlıkları ortaya çıkmış; 1973 ve 1977 yıllarında eski köy muhtarı Ali Saral, 1981 yılında vefat edene kadar bu görevi sürdürmüştür. 1981’de vefat edince (vekaleten) Mehmet Naci Saral 1984 yılına kadar muhtarlık görevini devralmıştır. 1984, 1989 ve 1994 yerel seçimlerinde Nizam Saral görev yapmış, 1999 yılında görevi Hüseyin Saral’a devretmiştir. 1999, 2004 ve 2009 senelerinde muhtar seçilen Hüseyin Saral’ın 2014 yılında görevi sona ermiştir. Değişen mahalli idareler yasasıyla beldemiz mahalleye dönüşmüş ve artık tek muhtarlık olarak yönetilmektedir.

Mahallemiz kendine özgü bir karaktere sahiptir ve çok renkli simalara ev sahipliği yapmıştır. Kim midir bu insanlar? Efsane Manat Emicen’in ebedi istirahatgâhı bu mahallede olduğundan ondan başlayalım. Merhum Dursun’un galiz sözleri hâlâ kulaklarımızdadır. Ya Saral’ın hiç şaşmayan terazisi? Efsane muhtarlar çıkarmıştır mahallemiz; 1945’ten 1975’e kadar otuz yıl Konak Mahallesi iktidarı sürmüştür köyde — Kara Mehmet ve Fethi Bey’in Ali’si ile. Gemisi olmayan kaptan, yarası olmayan gazi Çarles Celal bu mahallededir. Entelektüel kişiliğinden dolayı kendisine «Osmanlı kadını» benzetmesi yapanlara kızıp «Osmanlı’da kadın mı vardı? Ben Cumhuriyet kadınıyım» diyen; hem Atatürkçü hem koyu Trabzonsporlu İlve yengenin mahallesidir. Bütün köyün kazma, balta sapı ihtiyacını gideren Aliağa’nın Fezlisi’nin; elli yıl hiç üşenmeden, hiç yüzünü asmadan, hiç yorulmadan bütün köyün yükünü taşıyan Ali dayının mahallesidir. İlkbahar–yaz aylarında bütün köyün gençlerinin ve çocuklarının cep harçlıklarını sağlayan kohlilci Vural, o gül yüzlü güzel insanın mahallesidir.

Altmışlı yetmişli yıllarda çocuk olanların korkulu rüyası Selim’in Dursun’u — bir kötülüğü olduğundan değil, asabi görünüşü ve elinden hiç düşürmediği satırından ötürü. Ah Dere Lokantası… Bacakoğlu Mustafa, oğlu Osman ve o mis gibi haşlamanın kokusu… Fındık, çekirdek, deri. Kim satmadı ki bunlardan Koreli Yakup’a, Ferhat’ın Yusuf’a, Temelağa’nın Hüseyin’e… Yıllarca çay paralarımızı ödemedi mi fabrikanın veznesinden Mollaoğlu Hilmi abi? Kendisine Humeyni denilmesinden hiç rahatsızlık duymayan Mehmet abinin mahallesidir. İnsanların evlerine ekmek götürmeye zorlandığı yıllarda cebinde çocuklara verilecek şekeri hiç eksik etmeyen o tonton dede Behram Dede’ganın mahallesidir Konak. Bir elinde kerpeten, diğer elinde ağrı kesici niyetine tütün: köyün alaylı dişçisi Hasançavuş’un Hüseyin’i, nam-ı diğer Emicegan’ın. Tüm köyün yeni yetmelerinin idolü Suat abinin; efsane mavi taksisiyle yolun en kıyısından giden bıçkın şoför Kaşifoğlu Zeki’nin mahallesidir. Tek kişilik nüfus idaresi; kimin hangi günün hangi vaktinde doğduğunu ezbere bilen Leman yengenin; gebe kadınların sancılarına son verip dünyaya gözlerini açanların ilk gördüğü yüz — köyün yarısının ebe annesi Kaşifoğlu Nuriye’nin, Aliağa’nın Gülsüm’ünün mahallesidir Konak.

Ah Naci dayı… Bonkör, babacan… Ya Orhan abi, Arif abi? İlerleyen yaşlarına rağmen amca bile olamadılar alçakgönüllülüklerinden. Kocası Ferhat’ın Mustafa’sı pokerde hiç kazanmasa da tam on dokuz çocuk getirdi dünyaya Remziye yenge inatla. Ak güvercin Ömer amca; torunu Ömer ona benzer. Çok şehit verdik yollara: Nuri, Arif, Hayrettin. Kabirleri ışık ola. Ve doktor Faik ağabey: derdine deva oldu çaresiz acıların. Hurşit oğlu Hüseyin, sıhhiye onbaşısı; çok yaptı çocuklara dizanteri aşısı. Karşıdan bakar bize Ali beyler, Eminler. Dursun Ali emice can kulağıyla dinler. Yeğenim Enver’e bir kız istedik, nişanı takmadan kurşunu yedik. Aliağa’nın Yusuf’u en çok onu özledik… Cevat abi elindeki zille çocukları okul bahçesinden sınıflara doldurdu yıllarca. Suyu patlayan Molluoğlu Nizam’a koştu; demlediği güzel çaylar da cabası. Zabıta İsmail, taksici Bülent, balcı Paşa, bakırcı İbrahim, kahveci Yusuf, bakkal Hüseyin bu mahalledendir. Hoca da çıkardık: dedem Arifoğlu Mehmet; öğretmen de Ömer Usta’nın Hikmet’i… Sağcı da çıktı bizden solcu da, ortayolcu da. Mütedeyyin de seküler de. Cem olduk, can olduk küçücük yerde: Konak mahalleyiz biz, tek kültürlü çok renkli. İsminin önüne cafcaflı ünvanları ve şişkin banka hesaplarının kendilerinden başka kimseye faydası olmayanları yazmak istemedi kalemimiz. Konak mahalleyiz biz; burasıdır kalemiz.